:: wikimiki.org ::
| Orhan Bey |
Orhan Bey
Orhan Gazi (1281 - 1360)
Babasi: Osman Gazi
Annesi: Mal Hatun
Saltanatı: 1326 - 1359 (33) sene
Orhan Gazi 1281 yılında doğdu. Babası Osman Gazi, annesi Kayı aşiretinin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatundu. Orhan Gazi, sarı sakallı, uzunca boylu, mavi gözlüydü. Yumuşak huylu, merhametli, fakir halkı seven, ulemaya hürmetli, dindar, adaletli, hesabını bilen ve hiçbir zaman telaşa kapılmayan, halka kendisini sevdirmiş bir beydi. Sık sık halkın arasına karışır, onları ziyaret etmekten çok hoşlanırdı.
Orhan Gazi, babası Osman Gazi'nin 1326'da vefatı üzerine beyliğin başına geçti. Orhan Gazi 1346'da Bizans İmparatoru VI. Yoannis Kantakuzinos'un kızı Teodora ile evlendi. Ayrıca, Yarhisar Tekfur'unun kızı Holofira, yaşlı Bilecik tekfuruyla evlendirilirken, düğün basılıp Holofira kaçırıldı (bazı kaynaklara göre gönüllü bir kaçırma olmuştur) ve Orhan Gazi ile evlendirildi. Müslüman olduktan sonra Nilüfer Hatun adını aldı; bu evlilikten, ileride Osmanlı Devleti'nin üçüncü hükümdarı olacak Murad Hüdavendigar doğdu.
Askeri Başarılar
Savaşlarda daima ordusunun başında bulunan Orhan Gazi'nin siyasi ve askeri en önemli başarısı kuşkusuz Bursa'nın 6 Nisan 1326'da alınmasıydı. Alaüddin Ali Bey'i kendine vezir atayan Orhan Gazi, Orhaneli kazasını ele geçirerek, Bursa önlerine geldi ve şehri kuşattı. Şehir, ciddi bir çatışmaya girmeden teslim alındı. Devletin merkezi Bilecik'ten Bursa'ya nakledildi.
Akçakoca, Karamürsel, Abdurrahman Gazi gibi öncü komutanlar ise Kandıra, Aydos ve Semendire kalelerini aldılar. Böylece Osmanlı sınırları Karadeniz ve İstanbul Boğazı'na doğru genişletildi. 15 yaşından beri hayatı savaşlar ve zaferlerle geçen Orhan Gazi askeri bir düzenleme yaparak 1328 yılında "Yaya" ismini verdiği bir ordu kurdu.
Osmanlılar'ın Kocaeli yarımadasındaki kaleleri alarak, İstanbul Boğazı'na kadar gelmeleri, Bizans İmparatorluğunu telaşlandırdı. İmparator III. Andronikos, hem fethedilen kaleleri geri almak hem de kuşatılmış olan İznik'i kurtarmak için bir ordu hazırladı. Orhan Gazi İznik'te bir miktar kuvvet bırakarak Bizanslılara karşı harekete geçti. İki ordu Palekonon'da (Maltepe) karşılaştı, yapılan Palekonon Savaşı'nda Bizans ordusu yenildi(1329).
Kazanılan bu önemli zaferden sonra Orhan Gazi, İznik kuşatmasına devam etti. Bizans İmparatorluğundan ümidini kesen İznik kumandanı bazı şartlarla teslim olacağını bildirdi. Orhan Gazi ileri sürülen şartlara uyulacağına ve halka iyi davranılacağına dair söz verdi. Hıristiyanlığın en önemli kentlerinden biri olan İznik böylece Türk hakimiyetine girdi(1330).
Orhan Gazi fetihlere devam ederek; 1331'de Taraklı, Göynük ve Mudurnu'yu, 1333'de Gemlik'i Osmanlı topraklarına kattı. Orhan Gazi 1337'de önemli bir ticaret merkezi olan İzmit'i ve çevresini (Koyunhisar, Hereke, Yalova, Armutlu) fethetti ve buranın idaresini oğlu Süleyman Paşa'ya verdi.
1342 yılında Balıkesir yakınlarındaki Rumlara ait Kirmasti, Mihaliç ve Ulubat kaleleri fethedilince Karesioğulları Beyliği ile sınır komşusu olunmuştu. Orhan Gazi Karesioğulları beyliğindeki taht kavgalarından yararlanarak bu beyliğin topraklarını ele geçirdi (1345). Karesi Beylerinden Hacı İlbey ile Evrenos Gazi, Osmanlı hizmetine girdiği gibi, Beyliğin donanması da Osmanlı Devletine katıldı. Marmara Adaları, Üsküdar ve Kadıköy fethedildi(1352). 1354 yılında ise Gerede Beyliği ele geçirildi ve Ankara ilk kez fethedildi.
İdari Düzenlemeler
Orhan Gazi, babası Osman Gazi'den 16000 km.kare olarak aldığı devlet topraklarını oğlu Murad Hüdavendigar'a 95000 km.kare olarak devretti. Orhan Gazi devletin bir idare sistemi olması gerektiğini düşünüyordu, bu amaçla teşkilat işini Alaeddin Paşa ile Şeyh Edebali'nin bacanağı Çandarlı Kara Halil Paşa'ya verdi. Orhan Gazi devlet teşkilatı içinde üç önemli nokta üzerinde duruyordu; bunlar para, ordu ve kıyafetti. Fethettiği yerlere adli ve idari işler için kadılar, askeri işler için subaşılar tayin etti. İlk Osmanlı parası, 1326 yılında Orhan Gazi tarafından basıldı.
Mimari Çalışmalar
Orhan Gazi imar ve şehir planlamasına da önem veren bir padişahtı. İznik'in fethedilmesinden sonra, 1331 yılında İznik'teki meşhur Ayasofya Kilisesi camiye çevrildi. Ayrıca 1333'de yine İznik'te Osmanlı tarihinin ilk camisi olan Hacı Özbek Camii yaptırıldı. Orhan Gazi'nin yaptırdığı diğer eserler şunlardır: İznik Hacı Hamza Camii ve Kümbeti, İznik Yeşil Camii, Bilecik Orhan Camii, Bilecik Orhan Gazi İmareti, Gebze Orhan Camii, Bursa Orhan Camii, İznik Nilüfer Hatun İmareti. Bilime ve eğitime büyük önem veren Orhan Gazi Bursa Medresesi'ni de yaptırdı.
Kategori:Osmanlı Padişahları
ja:オルハン
1360
Olaylar
Dünya'da olup bitenler
Türkiye'de olup bitenler
Doğumlar
Ölümler
ko:1360년
Category:1360
1359
Olaylar
Dünya'da olup bitenler
Türkiye'de olup bitenler
Doğumlar
Ölümler
ko:1359년
Category:1359
1326
Olaylar
Dünya'da olup bitenler
Türkiye'de olup bitenler
Doğumlar
Ölümler
ko:1326년
Category:1326
1346
Olaylar
Dünya'da olup bitenler
Türkiye'de olup bitenler
Doğumlar
Ölümler
ko:1346년
Category:1346
BilecikResim:11-Bilecik_ili_konumu.png
Nilüfer HatunYarhisar Tekfurunun kızı, Orhan Gazi'nin eşi ve Muradı-Hüdevandigarın annesi.
Asıl adı Holofira'dır; müslüman olduktan sonra Nilüfer adını almıştır. Bursa yöresinde yaptırdığı camilerle ve hayır işleriyle çok sevilmiştir. İsmi Bursa'da bir ilçeye verilmiştir. Kabri Sögüt'teki Orhan Gazi türbesindedir.
Kategori:Osmanlı tarihi
Bursa
- Bursa (şehir)
- Bursa (il)
AkçakocaDüzce'nin bir ilçesi.
Osmanlı İmparatorluğu
Osmanlı Devleti (ya da Avrupalı bakış açısıyla Osmanlı İmparatorluğu) 1299 senesinde şimdiki Türkiye Cumhuriyeti'nin Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Osman Bey tarafından Osmanlı Beyliği olarak kurulmuştur.
En geniş zamanında devlet, üç kıtaya yayılmıştır. 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'nu yıkarak yeni bir çağ başlatmıştır.
Osmanlılar, Oğuzların Kayı Boyu'ndandır.
Osmalı İmparatorluğu Müslüman, Hırıstiyan, ve Yahudi dinlerin özgürce yaşadığı tarihde kurulmuş ender bir devlettir. Ekonomik düzeyde din bir gösterge (kapitulasyonlar) ve ayrıştırıcı etken olsada Osmanlılara karşı ayaklanmarın temel ögesinin milleyetçilik tabanlı olması bunun göstergesidir.
Osmanlı Devleti bir İmparatorluk olsa da çağdaş anlamda sömürgeci bir devlet olamadığından "Avrupa'nın Hasta Adamı" adını almışdır. Gerileme devrinde temel amaç sistemin ekonomik olarak düzenlemisini amaçlasada değişimler yüzeysel olmakdan ileri gidememişdir.
Osmanlı torunları Osmanlı Devletin son bulmasından ancak 76 yıl sonra Anadoluya ayak basabilmişlerdir.
Tarihi
Dönemler Osmanlı Devletinin Sosyo-Ekonomik yapısına göre ayrılışturılmıştır. Toprak büyüklüğünü temel alan ayrılıştırmalardan daha detaylı bir bakış açısına izin vermektedir.
Beylik (? - 1299)
Anadolu Selçuklu Hükümdarı, Kayıları Ankara'nın yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleştirdi. Kayılar, batıya yönelerek Bizans'ın Söğüt ve Domaniç bölgelerini, Ertuğrul Gazi ile aldılar.
13.yy da Anadolu, giderek artan ölçülerle Moğol egemenliğine girmeye başladı. 13.yy. sonlarında, 14.yy. başlarında Anadolu'nun batı kısımlarında pek çok Türkmen beyliği ortaya çıktı. Bu beyliklerin en küçüğü, Eskişehir - Sakarya - Söğüt dolaylarındaki Osmanlı Beyliği idi. Osmanlı Beyliği, artık iyice zayıflamış olan Bizans İmparatorluğu ile karadan sınıra sahip tek Türkmen beyliği idi. Osmanlı Beyliği'nin kuruldupu Eskişehir - Sakarya - Söğüt dolayları Anadolu'da biçim bakımından İlhanlılar'a bağlı olsa da, Moğol İlhanlı etkisinin uzanamayacağı kadar batıda yer alan bir bölgeydi. Bu yüzden Osmanlı Beyliği'nin toprakları, Moğol baskısından kaçan Oğuz aşiretleri, Anadolu Selçuklu asker, memur ve bilim adamı için bir sığınak yeri işlevini yerine getiriyordu.
Kuruluş (1299 - 1453)
Osman Bey, Koyunhisar Savaşı ile ve İzmit'i alıp, Bursa'yı kuşatma altına aldı. Osman Bey, para bastırarak Osmanlı aşiretini, Osmanlı Beyliği haline getirdi.
Beyliğe adını veren Osman Bey'dir. Osman Bey, Çobanoğulları Beyliği'nin vâsalı olarak Bizans topraklarına akınlarda bulunurken, bu beyliğin Bizans'la anlaşması üzerine, bölgede Bizans üzerine akınlarda bulunanlar, etkinliklerini bu kez Osman Bey'in bayrağı altında sürdürdüler. Bu durum yavaş yavaş Osman Bey'i bağımsızlığa iten bir etken oldu.
Osmanlı Beyliği'nin genişlemesi, Marmara bölgesindeki büyük Bizans kentlerinden Bursa'nın 1326'da Osmanlı Beyliği'nin eline geçmesiyle sürdü. Bursa'nın alınışını göremeden o yıl ölen Osman Bey'in yerine geçen oğlu Orhan Bey zamanında da Osmanlı Beyliği'nin gelişmesi hızlandı. Bursa'nın ardından Marmara bölgesinin öteki büyük Bizans kentleri, İznik ve İzmit de Osmanlılar'ın eline geçti. Osmanlı ilerlemesini durdurmak isteyen ve başında Bizans İmparatoru 3.Andronikos'un bulunduğu bir Bizans ordusu Pelekanon denilen yerde bozguna uğratıldı (1329). Osman Bey döneminde, Osmanlı beyliği yalnız Bizans topraklarında genişlemişti.
Orhan Bey döneminde ise komşu Türkmen beyliklerinin topraklarında da genişlemeye başladı. Böylece Osmanlılar hem Karesi Beyliği'nin donanmasına, hem Rumeli'ye geçiş için önemli bir takım noktalara, hem de Rumeli topraklarını iyi tanıyan Karesi komutanlarına sahip oldular. Osmanlılar Rumeli'ye Bizans İmparatorluğu'nda Palaiologoslar ile Kantakuzenoslar arasındaki taht kavgalarından yararlanarak, 1354'te ayak bastılar. Osmanlılar'ın Balkanlar'da ele geçirdikleri ilk üs Gelibolu Yarımadası'nda Çimpe Kalesi oldu. Orhan Bey'in yerine oğlu I. Murat (1326 - 1389) geçti. Osman Bey ölünce yerine Orhan Bey geçti. Bizans o sıralarda iç karışıklıklar içindeydi. Kantakuzen, Orhan Bey'den, Çimpe Kalesi karşılığında yardım istedi. Orhan Bey, Bizans Tekfurlarını (vali) bozguna uğrattı ve Çimpe'yi Rumeli'ye geçişte üs olarak kullandı. İznik ele geçince Orhan gazi tuğrasının olduğu ilk osmanlı parasını bastırtarak, tarihteki ilk padişah oldu. Donanma ilk kez Orhan Bey zamanında kuruldu ve Osmanlı Beyliği, Osmanlı Devleti haline geldi. Yine Orhan Gazi zamanında, 46 yıl süren kuşatmanın ardındanBursa alınarak başkent yapıldı.
I. Murat Balkan fetihlerini hızla sürdürdü. 1363'te Edirne yakınlarında Sazlıdere denilen yerde, Osmanlı ilerlemesini durdurmak isteyen bir Bizans - Bulgar ordusu yenilgiye uğratıldı ve bu zaferin ardından Edirne Osmanlılar'ın eline geçti. Kısa bir süre sonra, Edirne'yi geri almak isteyen Macar - Sırp - Bulgar - Eflâk - Bosna birleşik ordusu Edirne yakınlarında, Sırpsındığı Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğratıldı (1364). Osmanlılar kısa süre içinde Bulgaristan'ı, Yunanistan'ı ve Sırbistan'ı ele geçirmeyi başardılar. 14.yy. sonlarında Osmanlı sınırı Tuna'ya ve Belgrad'a dayanmış bulunuyordu. Balkan devletlerinin ve onları destekleyen Avrupa devletlerinin Osmanlı ilerlemesini durdurma çabaları, 1.Kosova (1389), Niğbolu (1396), Varna (1444), 2.Kosova (1448) savaşları ile kırıldı. İstanbul'un Osmanlılar'ın eline geçmesinden önce Belgrad ve dolayları, Arnavutluk, bazı liman şehirleri dışında Balkanlar büyük ölçüde Osmanlı egemenliğine girmiş bulunuyordu. Bu döneminde Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı ile I.Murat'ın oğlu Şehzâde Bayezit'in evlenmeleri, Kütahya, Tavşanlı, Emet, Simav ve Gediz dolaylarının çeyiz olarak Osmanlılar'a geçmesine neden oldu. Yine 1.Murat döneminde Osmanlı Beyliği, Hamitoğulları Beyliği'nden Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Karaağaç ve Seydişehir'i 1374'te 80000 altın karşılığı satın alarak Anadolu'daki bu genişleme, kendilerini Anadolu Selçukluları'nın vârisi sayan Karamanoğulları Beyliği ile sınırdaş yaptı ve bu durum Osmanlı - Karaman mücadelesinin başlamasına neden oldu. I. Murat'ın oğlu Yıldırım Bayezit (I. Bayezit) (1389 - 1402) tahta geçer.
Yıldırım Bayezit döneminde, tüm beyliklerin ortadan kalkması ve topraklarının Osmanlı topraklarına katılmasıyla sonuçlandı. Ancak bu durum, Osmanlılar'ı toprakları ellerinden alınan beylerin sığındığı Timur'la karşı karşıya getirdi. Bu hem Ankara Savaşı'nda Osmanlılar'ın yenilmesine, hem de 14.yy'da kurulmuş olan Anadolu siyâsi birliğinin dağılmasına neden oldu. Osmanlılar, Anadolu'nun siyâsi birliğini yeniden ancak 15.yy'ın ikinci yarısında, [II. Mehmet]] döneminde kurabildiler.
"Fetret Devri" adı verilen ve 1413'e kadar süren bu taht kavgası dönemi I. Mehmetin Osmanlı Devleti'nin birliğini yeniden sağlamasıyla sona erdi. 1451'de yerine oğlu Fatih Sultan Mehmet padişah olur.
Yükselme (1453 - 1683)
Fatih Sultan Mehmet]
II. Mehmet, 6 Nisan 1453'te kuşattığı İstanbul'u 29 Mayıs 1453'te zaptetti ve artık bir imparatorluk durumuna gelen devletine başkent yaptı. Ardından, Bizans tahtı üzerinde hak iddia edebilecek hânedanlara karşı harekete geçti. Mora Despotluğu (1460), Trabzon Rum İmpratorluğu (1461) ve Palailogoslar ile akrabalığı bulunan Galtulusi ailesinin ortadan kaldırdı. Sırbistan, Bosna ve Hersek'i ilhâk etti (1459). Balkanlar'da genişleme Osmanlı Devleti'ni Tuna üzerinde Macaristan'la; Arnavutluk, Yunanistan kıyıları ve Ege Denizi'nde Venedik'le karşı karşıya getirdi. Uzun bir savaş (1463 - 1478) sonunda Venedik, İşkodra, Akçahisar kentleriyle Limni ve Eğriboz adalarını Osmanlılar'a bırakmayı ve elde etiiği ticaret serbestliği karşılığında her yıl 10000 altın ödemeyi kabul etti. Bu savaş sürerken II. Mehmet, Karamanoğuları Beyliği'ni ortadan kaldırdı (1468); Karamanoğulları'nı koruyan ve Venedik'le bir antlaşma yapan Akkoyunlu hükümdârı Uzun Hasan'ı Otlukbeli'nde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferle Osmanlı Devleti Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarına yerleşti; Gedik Ahmet Paşa'nın Toroslar'ı ve Akdeniz kıyılarını zaptetmesiyle de Mısır Memlûkları ile sınırdaş oldu. Gedik Ahmet Paşa'nın 1475'te kuzey Karadeniz'e yaptığı sefer, Ceneviz kolonileri Kefe ve Sudak'ın fethi ve Kırım Hanlığı'nın Osmanlı himayesine girmesiyle sonuçlandı. Böylece Osmanlı Devleti bir iç deniz durumuna gelen Karadeniz üzerinde siyâsi ve iktisâdi tam bir egemenlik kurdu. II. Mehmet'in güney İtalya'nın fehiyle görevlendirdiği Gedik Ahmet Paşa, denizaşırı bir seferle Napoli Krallığı'nın elinde bulunan Otranto'yu aldı ve İtalya içlerinde harekâta başladı. Ama II.Mehmet'in ölümü (1481) bu seferin yarım kalmasına neden oldu.
II. Bayezit (1481 - 1512), taht kavgasına girişen kardeşi Cem'i yeniçerilere dayanan İshak ve Gedik Ahmet paşaların desteğiyle yendi; Cem, Rodos Şövalyeleri'ne sığınmak zorunda kaldı. 1484'teki Boğdan seferi ile kuzey ticaretinin zengin limanları Kili ve Akkerman Osmanlı Devleti'ne katıldı. Cem'i ve Karamanoğulları'nın kalıntılarını destekleyen Memlûklar'la savaş (1485 - 1491) ise genellikle Osmanlılar'ın yenilgisiyle sonuçlandı. Venedik'le savaş (1499 - 1503), imparatorluğa Modon, Koron, Navarin, İnebahtı limanlarını kazandırdı.
İnebahtı-1683]] Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'in Anadolu'daki müritlerine karşı şiddetli bir mücadeleye girişti. Şah İsmail'e karşı Çaldıran'da kazandığı zaferden (1514) sonra Tebriz'e kadar ilerledi. Bundan sonra I. Selim, Memlûklar'a karşı harekete geçti. Ateşli silahlardaki üstünlüğü sayesinde kazandığı Mercidâbık (1516) ve Ridâniye (1517) savaşları, Osmanlı Devleti'ne Suriye, Filistin ve Mısır'ı kazandırdı. Hicaz, Osmanlı egemenliğine girdi. Böylece Osmanlı Devleti, Hint Okyanusu'na açılma olanağına kavuştu ve İslâm dünyasının önderliğine tartışmasız biçimde ele geçirdi. Bu arada I. Selim, halife ünvânı aldı ve bu ünvan kendisinden sonra gelen Osmanlı padişahları tarafından da kullanıldı.
Kanuni Sultan süleyman, Belgrad'ın zaptı (1521) Orta Avrupa'da; Rodos'un zaptı (1522) ise Akdeniz'deki etkinlikleri için Osmanlı Devleti'ne elverişli bir konum kazandırdı. Macar ordusunu Mohaç'ta yok eden (1526) Kanuni, Macaristan'ın başkenti Buda'ya (Budin) girdi ve Macaristan'ı Zapolya'nın krallığında himâyesine aldı. Bu, Osmanlı Devleti'ni Macaristan egemenliği için Habsburglar'la karşı karşıya getirdi. Kanuni, Zapolya'yı korumak için 1529'da Viyana'nın kuşatılmasıyla sonuçlanan seferi, 1532'de de Alman Seferi'ni yaptı. 1541'de ise Osmanlı egemenliğindeki Macaristan topraklarını bir Osmanlı eyaleti (Budin Eyaleti) yaparak ilhâk etti; ölen Zapolya'nın oğluna, kendisine bağlı olması koşuluyla Erdel Prensliği'ni verdi. 1543'teki Macaristan seferi sırasıda ise Estergon Kalesi'ni zapt etti. 1547'de Avusturya ve Almanya ile imzalanan barış antlaşması ile Kanuni, ellerinde tuttukları Macaristan topraklarını yılda 30000 altın haraç ödenmesi koşuluyla Habsburglar'a bıraktı. Ancak savaş, 1551'de yeniden başladı.
Kanuni döneminde Osmanlı Devleti'nin batıya karşı bir savaş cephesi de Akdeniz'di. Akdeniz'de meydana gelen ilk önemli olay, Saint Jean Şövalyeleri'nin elinde bulunan Rodos'un alınması oldu (1522). Ünlü denizci Hızır Reis de, Barbaros Hayrettin Paşa adı ile Osmanlı kaptan-ı deryalığına getirildi. Bu dönemin en önemli olayı, Preveze Deniz Savaşı'nda Barbaros Hayrettin Paşa'nın, kendisinden gemi, top ve asker sayısı bakımından üstün olan ve Andrea Dorya komutasındaki birleşik Hristiyan donanmasına karşı kazandığı parlak zafer oldu (28 Eylül 1538).
Akdeniz'de Osmanlılar'la Hristiyan Akdeniz devletleri arasında her iki taraf için de yıpratıcı deniz savaşları yapılırken, Osmanlı Devleti 1538'den başlayarak Hint Okyanusu'nda Portekizliler ile mücadeleye girişti Osmanlı Devleti'nin Hint Okyanusu için mücadelesi 1669'a kadar sürdü. Bu süre içinde birkaç kez Hindistan'a, bir kez de Sumatra Adası'na donanma gönderildi; Yemen, Habeşistan ve bazı Afrika ülkeleri Osmanlı Devleti'ne katıldı, Hint Okyanusu'nda Portekizlilere karşı bazı deniz başarıları elde edildi ise de, Osmanlılar Hint Okyanusu'nda kesin bir üstünlük sağlayamadılar. Osmanlılar'ın Hint Okyanusu'ndaki başarısızlığı daha sonra hem Osmanlı devleti hem de tüm doğu ulusları için son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır.
Kanuni döneminin önemli mücadele alanlarından biri de İran oldu. 1533'te Sadrazam İbrahim Paşa, İran seferiyle görevlendirildi, arkasından da padişah İran seferine çıktı (1534). "Irakeyn Seferi" denilen bu seferin en önemli ve kalıcı etkisi Bağdat dahil olmak üzere Irak topraklarının Osmanlılar'ın eline geçmesi oldu (1535). İran savaşları 1555'teki Amasya Antlaşması ile sona erdi; antlaşma sonucu Azerbaycan ile merkezi Tebriz, bir kısım Doğu Anadolu toprakları ve Irak Osmanlılar'ın eline geçti. Bu barış 1576 yılına kadar sürdü.
Duraklama (1683 - 1827)
- Karlofça Antlaşması
- Pasarofça Antlaşması
Gerileme (1827 - 1908)
Pasarofça Antlaşması
- 93 Harbi
- Ayastefanos Antlaşması
- Berlin Antlaşması
- Tanzimat Fermanı (1839)
Dağılma (1908 - 1922)
Tanzimat Fermanı
- Trablusgarp Savaşı (1911-12)
- 1. Dünya Savaşı
- 1. Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu
- Çanakkale Savaşları (1915-16)
- Saltanatın Kaldırılması (1922)
Osmanlı Devlet Yapısı
Saltanatın Kaldırılması
- Padişah
Hükümdârlar
Osmanlı Devlet Teşkilatı
Padişah]
İktisâdi Yapı
Kültür-Sanat
Dış Bağlantılar
- [http://www.turkcebilgi.com/Osmanl%FD%20%DDmparatorlu%F0u Türkcebilgi.com Osmanlı Sayfaları]
- [http://www.osmanlimedeniyeti.com OsmanliMedeniyeti.com] Osmanlı Devleti Kültür ve Medeniyeti Hakkında Herşey
- [http://www.theottomans.org/turkce/index.asp The Ottomans.org] (Türkçe)
-
ja:オスマン帝国
zh-cn:鄂图曼帝国
Karadeniz
tarafından çekilmiş uydu fotoğrafı]]
Tanım
Karadeniz, Türkiye'nin kuzeyinde bulunan denizdir. Karadeniz'i çevreleyen ülkeler Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Rusya, Ukrayna ve Gürcistan'dır.
Kuzeyinde Kırım yarımadası ve Azak Denizi vardır. İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi'ne, oradan da Çanakkale Boğazı ile Ege Denizi'ne bağlanır.
Yüzölçümü yaklaşık olarak 460.000 km² olan Karadeniz oldukça derindir. Büyük bir kısmını, tabanı 2000 m dolayında bir çukurluk meydana getirir. En derin noktası 2020 metredir. Kıyılardan itibaren hemen derinleşir.
Tuzluluk oranı %0,18 dolayındadır. MÖ 6'ıncı binyıla dek bir tatlı su gölü olan Karadeniz, bu tarihten sonra tuzlu bir denize dönüşmüştür. Yaklaşık 200 m'den sonraki derinliklerdeki suları oksijensiz olup, hidrojen sülfitçe (HS) zengindir. Bu yüzden balık türü azdır. Karadeniz sürekli bir su buharı ve ısı kaynağıdır ve suları fazla donmaz. Karadeniz kıyılarının uzunluğu 1600 km civarındadır. Dağlar kıyıya paralel uzandığından fazla girintili çıkıntılı değildir.
Büyük beş ırmak Karadeniz'e dökülür: Tuna, Dinyeper, Dinyester, Don ve Kuban. Türkiye'den ise belli başlı dört ırmak Karadeniz'de sonlanır: Sakarya, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çoruh (sonuncusunun büyük bölümü Türkiye'de olmasına karşın Gürcistan'da Batum'dan denize dökülür).
Çoruh
Terminoloji
- Türkçe: Kara Deniz
- Yunanca: Mavro Thalassa, Μαύρη Θάλασσα "Kara Deniz"; Pontus, Pontos "Deniz"; Exsinos Pontos, Εύξεινος Πόντος "Konuksever deniz"
- Bulgarca, Rusça: Chernoye More "Kara Deniz"
- Ukraynaca: Chorne More "Kara Deniz"
- Romence: Marea Neagra "Kara Deniz"
- Lazca: Ucha Zuğa "Kara Deniz", Zuğa "Deniz"
Belli başlı limanlar
- İstanbul
- Burgaz
- Varna
- Köstence
- Odessa
- Akyar (Sivastopol)
- Kezlev (Gözleve, Yevpatoriya)
- Kerç
- Rostov (Azak Denizi'nde)
- Novorisisk
- Poti
- Batum
- Trabzon
- Samsun
- Sinop
- İnebolu
İlgili bağlantılar
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı
Dış bağlantılar
- [http://www.karalahana.com Karadeniz Bölgesi ile ilgili ayrıntılı - karalahana.com]
- [http://www.sonbaski.com/fotograf1.htm Karadeniz fotoğrafları]
kategori: Denizler
ja:黒海
ko:흑해
th:ทะเลดำ
İstanbul Boğazı
İstanbul Boğazı, Karadeniz'le Marmara Denizi'ni birleştiren su yoluna verilen isim. İstanbul'un Rumeli (Avrupa) ve Anadolu(Asya) yakalarını birbirinden ayırır. Uzunluğu düz olarak 30 kilometredir. Girinti ve çıkıntılar hesaba katılınca kıyıların uzunluğu ortaya çıkar. Rumeli yakasında Rumeli Feneri'nden Haliç kıyılarını dolaşarak Ahırkapı Fenerine kadar 55 kilometre, Anadolu yakasında Anadolu Feneriyle Kızkulesi arası 35 kilometre, Selimiye önündeki Kayak Burnu' na kadar 36 kilometredir. Boğazın en geniş yeri Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasında 3600 metre, en dar yari de Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasında 760 metredir. Boğaz'ın en derin yeri Bebek'le Kandilli arasında 120 metredir.
İstanbul Boğazı'nda su yüzünde Karadeniz'den Marmara'ya, su altında Marmara'dan Karadeniz'e akıntılar vardır. Su yüzeyinde yer yer ters akıntılar da görülür.
İstanbul boğazı üzerinde 1973 yılında açılan 1073 m. boyundaki Boğaziçi köprüsü ve 1986'da açılan 1090 m. boyundaki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü iki yakayı birbirine bağlamaktadır. Boğazı alttan geçecek Marmaray projesinin 2008'de tamamlanması beklenmektedir.
Kategori:İstanbul
Kategori:Boğazlar
ko:보스포루스 해협
ja:ボスポラス海峡
Kocaeli300px
Kategori:Türkiye'nin illeri
Balıkesir
Balıkesir, Anadolu yarımadasının kuzeybatısında ve önemli bir kısmı Marmara'da olmak üzere geriye kalan kısmı da Ege Bölgesi'nde yer alan bir ildir. Güneyinden Manisa ve İzmir, batısında Ege Denizi ve Çanakkale, doğusundan Kütahya ve Bursa, kuzeyinden Marmara Denizi ile çevrilmiştir.
Balıkesir, Ege ve Marmara Denizlerine kıyıları olduğu için tarihi, en eski yerleşim bölgelerini kapsayan Arkaik Çağının M.Ö. 3000 yılına dek uzanır. Bu bölgenin Antik Çağdaki adı Mysia'dır. İlin, adını nereden aldığı hakkında değişik rivayetler vardır. Bir rivayette Paleo Kastro (Eski Hisar), bir başka söylentiye göre Bal-ı Kesr (Balı çok), bir başka rivayette ise Pers Devlet adamı Balı-Kisra'nın adından, veya Balak-Hisar veya Balık-Hisar'dan geldiği söylenir. Antik Çağda Mysia adını alan bu bölgede Edremit (Adramytteinen) ilçesinin Altınoluk bucağında Antandros, Erdek (Ertaka) (Belkıs-Kyzikos), Bandırma (Pandermit) adlı önemli antik yerleşim sahaları vardır.
1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu'ya girmeye başlayan Türkler kısa zamanda Selçuklu Devleti idaresinde uçlara yığılmışlar, buralarda yeni yöreler fethedip, Beylikler kurmuşlardır. Bu Beyliklerden biri de Danişment Gazi soyundan gelen Kalemşah Oğlu Karesi Bey'in kurduğu Karesi Beyliği'dir. 1862'den itibaren çeşitli Yörük Aşiretleri bölgede iskana tabi tutulmuş, yerleştirilmiştir. 1878 (93 Harbi) sonunda gelen Muhacirler bölgede yeni köyler kurmuşlardır.
Selçuklu Devleti
Balıkesir Milli Mücadelede Redd-i İlhak Cemiyetini kuran ve düşmana karşı koyan ilk iller arasındadır. Kurtuluş Savaşı'nda 15 Mayıs 1919'da düşmanın İzmir'i işgalinden hemen sonra Balıkesir'de durumu müzakere eden çeşitli kongreler düzenlendi. Balıkesirliler Redd-i İlhak Cemiyetini kurarak silahlı direniş kararı aldı. Kısa zamanda gelişen karşı koyma hareketi (Redd-i İlhak) sonucu Akhisar, Ayvalık, İvrindi cephelerinde düşman önünde 13 ay direnildi. 30 Haziran 1920'de işgal edilen Balıkesir, 6 Eylül 1922'de düşman işgalinden kurtuldu.
İvrindi
Balıkesir'de turizm alanında büyük gelişmeler olmuştur. Başlıca turizm merkezleri Altınoluk, Ayvalık, Edremit, Akçay, Burhaniye, Ören ve Erdek'tir. Pek çok uygarlığa evsahipliği yapmış olan Balıkesir, zengin tarihi kalıntılarıyla insanlığın en eski dönemlerine ışık tutar. Buna örnek olarak Yıldırım Camii (Eski Camii), Zağnos Paşa Camii, Umurbey Camii, Karesi Bey Türbesi, Yeldeğirmenleri ve il merkezinde Saat Kulesi gösterilebilir. Kent çevresinde doğal güzellikler içinde kurulmuş tarihi kalıntılarıyla pek çok kasaba bulunur. Edremit Körfezi ve oksijen yoğunluğu bakımından dünyada ikinci sırada gelen Altınoluk (Oksijen Cenneti) bu güzel yörelerden bazılarıdır. Zeytinlikler içinde yeralan Ayvalık ilçesi ise güzel kumsalları, karşısındaki küçük adalar ve tarihi kalıntılarıyla ünlü Sarımsaklı Yarımadası ve Cunda (Alibey) Adası gerçekten görülmeye değerdir. İlçelerde: Ayvalık'ta Taksiyarkis Kilisesi, Saatli Camii vb., Bandırma'da liman, Cami ve Türbeler, Burhaniye'de Ören, Edremit (Burada Osmanlı döneminde tersaneler kurulmuştur.), Kurşunlu Camii çevredeki en eski İslami eserdir. Ayrıca Altınoluk Bucağında Andantros harabeleri dikkat eçeker. Akçay'a 30 km. uzaklıktaki Küçükkuyu Köyü'ne yakın bir yerde bulunan Zeus Altarı ilginçtir. Dünyaca ünlü Manyas Kuşcenneti adeta bir sembol olmuştur. Öte yandan Erdek, İvrindi, Gönen ve Marmara ilçeleri de çeşitli tarihi zenginliklere sahiptirler. Bunların yanısıra il merkezindeki Atatürk Parkı, Değirmen Boğazı ve Çamlık, Balıkesir'e ayrı bir çekicilik kazandırmaktadır.
Bölgenin geçim kaynakları genelde tarıma dayalıdır. Zeytin cenneti olan körfez bölgesinin yapısı itibarıyla zeytincilik oldukça etkindir. Bunun yanısıra tahıl ürünleri, şeker pancarı, domates, kavun ve benzeri ürünler ekonomideki yerlerini almışlardır. Balıkesir denilince akla hemen Yağcıbedir Halıları gelir. Dünya çapında bir pazarı olan bu halılar ekonomiye önemli derecede katkıda bulunur. İlde zeytinyağı ve çiçekyağı üretimi yanısıra kurulan dev salça fabrikaları, un ve yem sanayileri de ihracata yönelik olarak ekonomiye doğrudan katkıda bulunmaktadır. Ayrıca yörenin, pek çok türlülüğü ile birlikte kolonyası da meşhurdur. Balıkesir'e gelip bir kolonya imalathanesine girildiğinde binbir çeşit bitkilerden imal edilen kokuları bulmak mümkündür. Bölgede pamuk üretimi de yapılmaktadır.
İlin sanayi yapısı gelişmeye başlamıştır. Ağır sanayi bölgesi, küçük sanayi sitesi ve organize sanayi sitesi bu gelişmeye örnektir. Ağır sanayi bölgesinde faal olan haddehaneler endüstriyel açıdan önemli role sahiptirler.
Sosyal canlılık ve eğitimdeki performansı ile aktif yaşamda yerini alan Balıkesir, 1992 yılında kurulan ve 1 Ocak 1993 tarihinde tüzel kişiliğini kazanan Balıkesir Üniversitesi çağdaş eğitime katkılarda bulunmaktadır.
İlçeler
Balıkesir’in ilçeleri:
- Merkez
- Ayvalık
- Balya
- Bandırma
- Bigadiç
- Burhaniye
- Dursunbey
- Edremit
- Erdek
- Gömeç
- Gönen
- Havran
- İvrindi
- Kepsut
- Manyas
- Marmara
- Savaştepe
- Sındırgı
- Susurluk
Dış bağlantılar
- Kaynak: http://www.balikesir-bld.gov.tr/
- Erdek fotoğrafı: http://www.fotokritik.com
Evrenos Gazi
Gazi Evrenos Bey (veya Hacı Evrenos) 1288 yılında Balıkesir'de doğmuş 1417 yılında Vardar Yenicesi'nde (bugün Yunanistan'ın Giannitsa şehri) ölmüştür. Boz Oklu Han, Evrenosoğulları'nın bilinen en eski atasıdır. Gazi Evrenos, Boz Oklu Han'ın Vırsk Han, Kasun Han, Yoregür Han, Pranko İsa Bey, Koç Demir Han, Ozar Han ve Gündüz Alp Han adlı 7 oğlundan Pranko İsa Bey'in tek oğludur. Günümüz Evrenosoğulları Gazi Evrenos'un soyundan gelmektedirler.
1302 ve 1361 yılları arasında Karesioğulları Beyliği'ne hizmet etmiş olan bu Türkmen ailesi, Orhan Gazi'nin Karesi Beyliği'ni ilhak etmesi üzerine Gazi Evrenos Bey'in Pranko İsa Bey önderliğinde Osmanlı Devleti'nin hizmetine girmişlerdir. İsa Bey'in ön adı Dimetoka 'nın 6 km doğusunda Meriç nehri yakınındaki Prangi kasabasından gelmektedir. Gazi Evrenos Bey ve oğulları, Osmanlı Devleti'nin Mihaloğulları, Malkoçoğulları ve Turahanlıoğulları ile birlikte ilk akıncı ailelerindendirler. İsa Bey, şehzade Süleyman Gazi ile birlikte Rumeli fetihlerine katılmış ve bir akında Bulgaristan 'ın Radovişte şehri civarında şehit düşmüştür.
Evrenos Bey'in asıl ismi Evren'dir. Bazı kaynaklara göre eski Rumcada "Bey" anlamina gelen "os" eki Evren Bey'e Orhan Gazi'nin kardeşi Süleyman Paşa ile yaptıklari Rumeli seferleri sırasında yöre halkına adil davranışlarından ötürü Rum yerli halk tarafından verilmiştir. Aşıkpaşazade'de ismi Evrenuz olarak geçmekte, 'Evren' ve 'Uz' kelimelerinden bileştirilmiş olabileceğini düşündürmektedir. İsmini Bizans tarihçileri Avrenezis veya Verenezis, Batılı tarihçiler de Vrenez şeklinde yazarlar. Gazi Evrenos 129 yaşına dek yaşamış 4 Osmanı padişahına hizmet etmiştir: Orhan Gazi, I. Murat, I. Bayezıt ve I. Mehmet.
Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Gazi'nin Sultan I. Murad'ın hükümdar olup Rumeli'ye gelmesine kadarki dönemde, karşı saldırılara maruz kalarak bir süre gerileyen Osmanlılar için hasıl olan tehlikeli durum Evrenos Bey ile Hacı İlbey 'in ciddi faaliyetleriyle önlenmiştir.
Osmanlı hükümdarı I. Sultan Murad Rumeli'ye geçtiğinde Evrenos Bey Keşan ve İpsala 'yı zaptetmiş, sonra Edirne üzerine yürüyen Türk kuvvetlerinin sol koluna tayin edilip ileri fırlayarak, doğu Makedonya 'daki Sırp kuvvetlerinin Osmanlı ordusuna yapmaları muhtemel saldırıları önlemekle görevlendirilmiştir. Evrenos Bey'i daha sonra Serez 'de akıncı kumandanı olarak görüyoruz. İkinci defa zaptedilen Serez'i kendisine merkez yapan Evrenos Makedonya'ya yaptığı akınlarla mühim şehir ve kasabaları elde etmiştir.
Evrenos Bey takriben 1385'de vezir Çandarlı Halil Hayreddin Paşa ile Makedonya harekatına katılmış ve ikinci defa Manastır elde edilmiş ve Hayreddin Paşa ile birlikte Arnavutluk 'ta Elbasan taraflarına ve daha batıya kadar gitmiştir. Bundan sonra Evrenos Bey hacca gitmiş ve buradan dönüşte Birinci Kosova Muharebesi ne denk gelen günlere rastlamış ve bu muharebede kendisinin tecrübelerinden yararlanılmıştır.
Kosova muharebesinden sonra Yıldırım'ın hükümdar olmasını müteakip Vodine ve Çitroz kasabalarını elde eden Evrenos Bey, 1390'dan itibaren beş, altı sene mütemadi olarak Arnavutluğa akın yapmış 1396'da Niğbolu Savaşı nda ve Eflak seferinde bulunmuştur.
Evrenos Bey Ankara Savaşı 'ndan sonra şehzadeler arasındaki mücadelede Süleyman Çelebi 'den sonra ihtiyarlığına binaen bu gailelere karışmak istememiş ise de Rumeli'de hükümdar olan Musa Çelebi 'nin kendisine baskı yapması üzerine el altından Çelebi Mehmet tarafını tutmuş ve Rumeli'deki harekat tarzı hakkında Çelebi Mehmet'e yol göstermiş ve onun planı üzere Çelebi Mehmet'in Rumeli'ye geçerek Sırp hududuna gelmesi üzerine diğer uçbey leriyle beraber kendisine iltihak etmiştir. Evrenos Bey hayli yaşlı olduğu halde Kasım 1417'de vefat ederek Vardar Yenicesi'ndeki türbesine defnedilmiştir. Evrenos Bey 'in burada türbesinden başka cami, medrese ve imareti ile diğer bazı yerlerde hayırlı tesisleri vardır.
Tarihler, Sultan Murad Hüdavendigar 'ın oğlu Yıldırım Bayezid 'i evlendirdiği zaman Evrenos Bey'in düğün hediyesi olarak elbiselik kumaşlardan başka yüz genç erkek ve yüz genç kız köle ve cariye takdim ettiğini; bu yüz köleden on kölenin elinde içi altın dolu altın tepsi ve on kız cariye elinde yine içleri altınla dolu on altın tepsi bulunduğunu, diğer sekseninin ellerinde de gümüş ibrik ve gümüş maşrapalar bulunduğunu anlatır.Sultan Murad Evrenos'un getirdiği saçıyı davetine icabet eden Mısır, Karaman, Hamidoğlu ve sair elçilere verdiği gibi, bütün elçilerin getirdikleri hediyeleri de Evrenuz Bey'e vermiştir. Yine Evrenuz'un getirdiği altınların bir kısmını elçilere, ve mütebakisini ulemaya ve fukaraya dağıtmıştır. Bu anekdot Osmanlı'nın daha ilk yüzyılında ulaştığı zenginlik derecesini ispatlaması bakımından önemlidir.
Evrenos Bey'den sonra Osmanlı devletinin hizmetinde Rumeli'de akıncı kumandanı olarak Evrenuos'un oğulları İkiyürekli Ali Bey ve Evrenosoğlu İsa Bey 'leri görüyoruz. Bunlardan Ali Bey babasının yanında yetişmiş ve ondan sonra Rumeli'nin meşhur akıncı kumandanlarından olmuştur. II. Murad zamanında 1430'da Selanik 'in zaptında hizmeti görüldüğü gibi, Macaristan'a Arnavutluk'a yapmış olduğu müthiş akınlarıyla da dikkati çekmiştir. Ali Bey özellikle 1437'de yaptığı Macaristan akınından yetmiş bin esir ve hesapsız ganimet malıyla dönmüştür. Bundan sonra Belgrad 'ı ilk defa kuşatmış ise de Haçlı Seferinin çıkması üzerine kuşatmayı kaldırmaya mecbur olmuştur. İstanbul'un fethi nde ve 1462'de Fatih Sultan Mehmet zamanında Eflak seferi nde bulunmuştur. Vefatı tarihi belli olmayıp kabri Vardar Yenicesi'ndedir. Dukas'ın ve ondan naklen Hammer ve diğer bazı tarihçilerin, Fatih'in cülusunda boğdurttuğu kardeşinin Evrenosoğlu Ali Bey eliyle olduğunu ve ertesi gün de Ali Beyi idam ettirdiği hakkında kayıtları yanlış olup, zaten uçbey olan Ali Bey'in 1462 Eflak seferinde bulunduğuna göre bu şehzadeyi boğanın başka birisi olduğu açıktır.
Evrenos Bey'in diğer oğlu İsa Bey de akıncı sancak beylerinden olup 1434 ve 1438 yıllarında Arnavutluk harekatında ve 1443'de Haçlılarla yapılan Morova muharebesinde bulunmuştur. Haçlı kumandanı Jan Hunyad'ın taarruzu esnasında padişahın huzurunda yapılan görüşmede savunma savaşı yapılmasını tavsiye etmiş ve aksi düşünceler önerenlere karşı tavsiyesi kabul edilmiştir. Vefatı biraderi Ali Bey'den sonra olup Vardar Yenicesi'ndeki türbesine gömülmüştür. İsa Bey'in de burada cami ve imareti vardır. Daha sonra Ali Bey'in oğullarından Ahmet ve Evrenos Beyler ve Ahmed Bey'in oğulları Musa ve Süleyman Beyler sancak beyliği yaparak XVI. yüzyıl başlarına kadar faal hizmet görmüşlerdir. Şemseddin künyeli Emir-i Kebir Evrenosoğlu Ahmed Bey'in 1498 tarihli vakfiyesinde Vardar Yenicesi'nde cami, medrese, imaret yaptırdığı görülmektedir. Vakfına oğlu Musa Bey'i mütevelli koymuştur. Vefatı 1502 tarihinden evveldir. Evrenosoğulları ailesi Rumeli'de evlad-ı fatihan teşkilatının başında olarak XIX. yüzyıl ortalarına kadar gelmişlerdir.
Gazi Evrenos'un oğlu İkiyürekli Ali Bey, torunu Gazi Ahmed Bey ve torununun oğlu Musa Bey Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne dek devlete çeşitli hizmetlerde bulunmuş Evrenosoğulları'nın en ünlülerindendirler. Evrenos ailesinin üyeleri, Gazi Ahmed Bey'in torunun oğlu Ahmed Bey'in Hazreti Muhammed'in kızı Fatma'nın soyundan gelen bir aile üyesi ile evlenmesi sonucunda Şerif ünvanı almışlardır.
Kaynaklar
- İ.H. Uzunçarşılı, İslam Ansiklopedisi, Cilt IV, 414-18
- I. Melikoff, Encyclopedia of Islam, second edition, Vol. 2, 720-1
- Vasilis Demetriades, The Tomb of Ghazi Evrenos Bey at Yenitza and Its Inscription (Gazi Evrenos'un Yenice'deki mezarı ve üzerindeki yazıt), Bulletin of the School of Oriental and African Studies, University of London, Vol. 39, No.2, pp. 328-332 , 1976 ( - .pdf dokümanı)
Dış Bağlantılar
- [http://www.pella.gr/gianitsa-gazide.htm Gazi Evrenos'un anıtmezarı], 1417 yılında Yenice Vardarı'nda (günümüzde Giannitsa, Yunanistan) inşa edilmiş 19. yy.da restore edilmiştir
- [http://www.pella.gr/gianitsa-turbesengl.htm Gazi Ahmed Bey'in anıtmezarı], Gazi Evrenos'un torunu, türbe 1490 yılında Yenice Vardarı' nda inşa edilmiştir.
- [http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0002131.pdf The Ottoman Conquest of Thrace, Aspects of Historical Geography] - yüksek lisans tezi, yazar: Georgios C. Liakopoulos
- [http://www.osmanlimedeniyeti.com]
Kategori:Sadrazamlar
KadıköyKadıköy, İstanbul iline bağlı bir ilçe. Anadolu yakasında Çamlıca eteklerinden, Bostancı-Küçükyalı sınırına değin uzanır. Küçükbakkalköy'ü kapsar. Doğusunda Maltepe, kuzeyinde Üsküdar ilçeleri, batı ve güneyinde de Marmara Denizi bulunur. 1990 sayımına göre ilçede 648.282 kişi yaşamaktaydı. İlçe merkezi ve aynı adla anılan semt, Haydarpaşa ile Kalamış koyu arasında yer alır. Canlı bir ticaret merkezidir. Kadıköy ve Haydarpaşa vapur iskeleleri, Haydarpaşa Garı bu semtte bulunur.
Geçmişte İstanbul'un sayfiye yerlerinden biri olan Kadıköy, Bağdat Caddesi'nin ve çevresinin gelişmesi, Boğaziçi Köprüsü'nün açılmasıyla hızlı bir nüfus artışına sahne oldu. Bostancı'ya değin uzanan bahçeler içindeki köşklerin ve yalıların yerini çok katlı apartmanlar aldı. Yapılaşma Ankara asfaltıyla Ziverbey yolu arasında yoğunlaştı, hatta Ankara asfaltının yukarı kesimine taştı (Küçükbakkalköy). Geçmişin ünlü mesireleri olan Kuşdili çayırı, Haydarpaşa çayırı, Yoğurtçu çayırı, Kalamış, Moda ve Fenerbahçe koyları hemen hemen tümüyle yok oldu ya da doğal güzelliklerini yitirdi. Ancak Kalamış koyunda Pendik'e değin uzanan sahil yolu çevre düzenlemesiyle yoğun bir kirlenmeye sahne olan Kadıköy kıyılarının temizlenmesi, halka açılması ve yeni bir görünüm kazanması amaçlanmıştır.
Kadıköy Adının Kökeni
MÖ 1000 yılında Fenikeliler bugünkü Fikirtepe'nin bulunduğu yerde "Karhadon" kentini kurdular. O zamanlar Kurbağalıdere'nin yatağı boyunca deniz Fikirtepe'ye dek haliç şeklinde uzanıyordu. Fikirtepe burun halindeydi.
Megaralılar MÖ 685 yılında Moda Burnu'nda Kalkedon'u kurdular. Fenikeliler daha sonra Moda koyunda "Kalkedon" kentini yeniden kurdular.
İslâm ordularının İstanbul'u almak için yürüdükleri sırada Kadıköy ünlü Türk kahramanı Battal Gazi tarafından alınmıştı. Battal Gazi savaş arkadaşı gazilerle birlikte ilçeye yerleşmiş ve buraya gazilerin oturduğu yer olduğu için "Gaziköy" adı verilmişti.
Selçuklu zamanında bilim adamları Gaziköy'de toplanırlardı. Medresede ders okutan bilginlere müderris denildiği için bu sırada Kadıköy, "Müderris" ya da "Meteris" adıyla anıldı, bu ad uzun süre kullanıldı.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u alınca ilçeyi arpalık olarak alan ilk İstanbul kadısı Hızır Bey Çelebi'nin adından esinlenerek "Kadıköy" ya da "Kadıköyü" adı kullanılmaya başlandı ve Meteris adı unutuldu.
Bugünkü Osmanağa Camii'nin bulunduğu yerde eskiden Kadı Mehmet Efendi'nin yaptırdığı bir mescit vardı. Bazı kaynaklara göre ilçenin adı bundan ötürü "Kadıköy" kalmıştır.
Tarihi
Fetih Öncesi Devir
Kadıköy'ün kuruluşu İstanbul'un kuruluşundan çok eski yıllara dayanır. Fikirtepe'de 1942 ile 1952 yılları arasında yapılan kazılarda MÖ 3000 yıllarına ait aletler ve insan iskeletleri bulunmuştur. Ayrıca balık, köpek, koyun, keçi kemiklerine rastlanmıştır. Bulunan araçlar arasında taştan çekiç, kemik, keramik, taş ağırşakları, bronz eserler, inci taneleri, firuze taşından eserler de vardır.
Moda Burnu'nda Kalkedon kentinde Fenikelilerden kalma kandiller, vazo kırıkları, öküz heykeli, pişirilmiş balçıktan sakallı erkek başı, Kalkedonya Kitabesi'nin yazıldığı bronz levha bulunmuştur.
Fikirtepe'deki Karhadon, Moda Burunu'ndaki Kalkedon şehirleri, Fenikelilerin Karadeniz kıyılarında kurdukları şehirlere hareket ermek için durma, gereksinimlerini tamamlama merkeziydi.
İyonya'dan (Anadolu'nun Ege Denizi kıyılarından) gelen ve Yunanistan'a inen Akaların bir kolu MÖ 675 yıllarında Fikirtepe ve Moda'daki iki Fenike şehrini aldı. Bugün Bahariye, Mühürdar, Moda semtlerinin bulunduğu yerlere yerleştiler. Kalkedon şehrini genişlettiler. Kısa süre içinde İzmit'e kadar olan bölgeyi el geçirdiler. Buralarda Kalkedon Devleti'ni kurdular. Anadolu'nun içlerinden gelenleri bu topraklara yerleştirdiler. Başkent Kalkedon (Kadıköy) oldu. Ülkenin adına Kalkedonya deniyordu. Kalkedonyalılar savaşçı ve uygarlıkta ileriydiler.
Kalkedonyalılar bugünkü Haliç'in Unkapanı'yla Eyüp arasında oturan Traklarla, Fenike şehirleriyle, İzmit'teki Bitinyalılarla, Bergama Devleti'yle ticaret yaparlardı.
Haydarpaşa Deresi'nin düzlüklerinde hipodromları, tapınakları vardı. MÖ V. yüzyılda Kral Periyut, "talen" adı verilen madeni paralar çıkardı.
Kalkedonyalılar şehrin savunmasını da düşünmüşlerdi. Perslerden, Bitinyalılardan, Gotlardan korunmak için Haydarpaşa çayırıyla Kuşdili çayırı arasında bir hisar yapmışlardı. Sonradan doğudan ve batıdan gelenler buradaki surları ve eserleri yıktılar.
Kalkedonyalılar cam eşya, altından küpe, yüzük gibi süs eşyası yapmasını ve mermeri işlemesini iyi biliyorlardı. Şehirlerinin kapısına "Khalkedon" yazılı kitabeler asarlardı.
MÖ 658 yıllarında Yunanistan'ın Korent kanalı dolaylarından kurtulmak, daha verimli topraklarda yaşamak için kendilerine yeni bir yurt aradılar. Delf Tapınağı'nın kâhini, Megara Kralı Vizas'a "Körler ülkesinin karşısındaki yerler size yurt olacak." dedi.
Kral Vizas halkıyla birlikte yurt aramaya çıktı. MÖ 650 yılında Sarayburnu'na geldi. Sarayburnu'ndan etrafına bakınca buranın güzelliğine şaştı. Kalkedonyalıların bu kadar güzel, bu kadar yaşamaya elverişli yeri göremeyip boş bıraktıklarına göre kör olması gerektiğini düşündü ve kâhinin dediği, körler ülkesinin karşısındaki yer burasıdır diye Sarayburnu'nda konakladı. MÖ 608'le 600 yılları arasında Sarayburnu'nda kendi adını verdiği "Bizans" şehrini kurdu.
Pers Kralı Dârâ (Darius) İskitlerle savaşa giderken Kalkedonya'yı da aldı. Bunun üzerine Kalkedonyalılar Bizanslılarla birlik olarak Dârâ'ya karşı savaştılar. Dârâ, Kalkedonyalıların evlerini, tapınaklarını, kentlerini yaktı, yıktı. Dârâ, Fenikelilerle birlik oldu. Kalkedonyalılar önce İyonlarla, sonra Bizanslılarla birleşip yeniden savaşa tutuştular. Kalkedonyalılar savaş alanını bırakıp kaçtı. Fenikeliler donanmalarıyla Bizanslılara saldırdı, Kalkedonya'yı yakıp yıkarak ele geçirdiler.
Kalkedonya Perslerin eline geçmişti. Makedonya Kıralı İskender, Persleri yenip Pers kentleriyle birlikte Kalkedonya'yı da aldı.
MÖ 281 yılında Bitinyalılar Marmara kıyılarındaki kentlerin çoğunu ellerine geçirdiler. Kalkedonya'yı da aldılar. Kalkedonya bir ara özgür kalmışsa da çok geçmeden Romalıların yönetimine girdi. Makedonya Savaşı sırasında Kalkedonyalılarla Romalılar anlaştılar. Romalılar Kalkedonyalılara savaş gemileri göndererek askeri yardım yaptılar.
Kalkedonya 561 yılının 21 Martında Arapların saldırısına uğradı, 667 yılında Araplar yeniden İstanbul kıyılarında görüldüler. Kıyı kentlerinden birçok tutsak alıp ülkelerine döndüler.
Haçlı savaşlarında da haçlı orduları birkaç kez Kalkedonya'yı çiğnediler.
781 yılında Abbasi Devleti Halifesi Harun Reşit'in komutanlarından Malatyalı Battal Gazi Kalkedonya'yı aldı. Bu tarihten sonra Kalkedonya adı yerine Gaziköy adı kullanılmaya başlandı.
Kutalmışoğlu Süleyman Şah 1080 yılında Kalkedonya'yı Anadolu Selçuklu Devleti'ne kattı. Fakat bir süre sonra son kez Bizanslıların eline geçti. 1096 yılında Haçlı orduları Kalkedonya'dan Asya'ya geçtiler. Daha sonra dördüncü Haçlı orduları 1204'te Kalkedonya'yı İstanbul'la birlikte işgal ettiler. Yakıp yıktılar, yağmaladılar, anıtlardaki değerli madenleri söktüler.
Osmanlılar Devrinde Kadıköy
Kadıköy 1353 yılında Orhan Bey zamanında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldı. Fatih Sultan Mehmet 29 Mayıs 1453'te İstanbul'u aldığı sırada Kadıköy'ün yönetimini İstanbul Kadısı Hızır Bey Çelebi'ye verdi. Bu tarihten sonra da ilçe Kadıköy adıyla anıldı. Kadı Hızır Bey zamanında ilçede sekiz yüz ev vardı. Evliya Çelebi Seyahatname'sinde, onun yaşamış olduğu on yedinci yüzyılda Kadıköy'ün bir Müslüman mahallesi, yedi Rum mahallesi, altı yüz bağı bulunduğu, yeldeğirmenlerinin işlemekte olduğu yazılıdır. Daha sonra şehir genişledi, yazlık semtler oluştu. Tanzimat Devrinde Kızıltoprak, II. Abdülhamit zamanında Fenerbahçe semtleri yerleşme alanı oldu, yeni köşklerle, binalarla süslendi.
Tanzimat Devrinde belediye işleri İstanbul Şehir Emaneti'ne bağlıydı. 1869'da Kadıköy, Üsküdar Sancağı'na bağlandı.
Cumhuriyet Devrinde Kadıköy
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti yenilince 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca 13 Kasım 1918'de İstanbul ve Kadıköy'e İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan askerleri girdi. Yabancılar yönetimi ellerine aldılar. Kadıköy, kara günler yaşadı. Düşman askerleri yapmadık kötülük bırakmadılar.
Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanması ve Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması üzerine beş yıl kadar süren işgal günleri sona erdi. İstanbul'la birlikte Kadıköy de 6 Ekim 1923'te Kurtuluş Gününün sevincini yaşadı.
Kadıköy, Cumhuriyet Devrinde İstanbul'un bir ilçesi oldu. Yıldan yıla büyük gelişmeler gösterdi, nüfusu arttı. Artan nüfus, merkezden yazlıklara doğru yayılmaya başladı. Böylece 1960'ların sonlarından itibaren Göztepe, Erenköy, Caddebostan, Fenerbahçe, Suadiye ve Bostancı gibi semtler gün geçtikçe yazlık niteliğini yitirmeye ve şehirleşmeye başladı.
Kategori:İstanbul
Kategori:İstanbul'un semtleri
1352
Olaylar
Dünya'da olup bitenler
Türkiye'de olup bitenler
Doğumlar
Ölümler
ko:1352년
Category:1352
1354
Olaylar
Dünya'da olup bitenler
Türkiye'de olup bitenler
Doğumlar
Ölümler
ko:1354년
Category:1354
Osman Gazi
I. Osman ya da Osman Gazi, (1258 - 1326), Osmanlı Devleti'nin ilk hükümdarıdır.
Babası : Ertuğrul Gazi
Annesi : Hayme Hatun
Doğumu : Söğüt, 1258
Ölümü : Bursa, 1326
Saltanatı : 1281 - 1326
Devlet Sınırları: 16.000 km
Hayatı
Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi 1258'de Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur. Osman Gazi uzun boylu, yuvarlak yüzlü, esmer tenli, ela gözlü ve kalın kaşlıydı. Omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı aşağı kısmına oranla daha uzundu. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri geniş yenliydi.
Osman Gazi değerli bir devlet adamıydı. Dürüst, tedbirli, cesur, cömert ve adaletliydi. Fakirlere yedirip, giydirmeyi çok severdi. Üzerindeki elbiseye kim biraz dikkatlice baksa, hemen çıkartıp ona hediye ederdi. Her ikindi vakti kendi evinde kim varsa onlara ziyafet verirdi.
Osman Gazi, 1281 yılında Söğüt'te Kayı Boyu'nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı. Ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmakta çok ustaydı. Aşiretin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile evlendi ve bu evlilikten ilerde Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğdu.
Osman Gazi, Ahi Şeyhlerinden Edebali'nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık Şeyh Edebali'nin Eskişehir Sultanönü'ndeki Dergahına gider ve misafir kalırdı.
Osman Gazi bir gece Şeyh Edebali'nin dergahında misafirken, bir rüya gördü. Sabah olunca hemen Şeyh Edebali'ye koşup, ona şöyle dedi:
"Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne manaya gelir
Şeyh, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi:
"Müjdeler olsun ey Osman! Hak Teala, sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesinde olacak, kızımda sana eş olacak."
Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun'u Osman Bey'e verdi. Bu evlilikten de Alaeddin doğdu.
Anadolu'da kurulup, 600 yıllık bir tarih diliminde ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, 1326'da Bursa'da Nikris hastalığından öldü. Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal varlığı şunlardı: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık.
Erkek çocukları: Pazarlı Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey
Kız çocukları: Fatma Hatun
Kuruluş
Osman Gazi, siyasi ve askeri faaliyetlerine Bizans toprakları üzerinde başladı. 1281 yılında Kayı Boyu'nun Beyi olduğunda, ilk iş olarak birçok Türkmen boyunu etrafında topladı. Osmanlı tarihinin ilk savaşı, Bursa'nın İnegöl kazasına 10 km uzaklıkta bulunan Hamzabey köyünde gerçekleşen Ermeni-Beli savaşıdır (1284). Bu savaşta Osman Gazi'nin yeğeni Baykoca şehit düştü. Osmanlı tarihindeki ilk kale fethi olan Kulaca Hisar'ın fethi ise 1285 yılında gerçekleşti.
Bu sıralarda Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubad, Eskişehir ve İnönü taraflarını Osman Gazi'ye verdi. Osman Gazi 1291 yılında İnegöl Tekfuru ile savaşıp Karacahisar'ı aldı. Sakarya taraflarına akınlar düzenledi. Amcası Dündar Bey Bizans Tekfurları ile ilişki kurduğu için 1298 yılında öldürüldü. Osman Gazi'nin yoğun siyasi ve sosyal faaliyetlerinin devam ettiği bu yıllarda, İlhanlılar Anadolu Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubat'ı sürgüne göndermişler ve Selçuklu Devleti tahtsız kalmıştı. Osmanlı başkentinin Bilecik'e taşındığı, Selçuklu tahtının boş kaldığı 1299 yılında Osmanlı Devleti'nin kurulduğu kabul edilmektedir. (Bazı kaynaklarda Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi 27 Temmuz 1301 olarak geçmektedir. Bu tarihte Osmanlı kuvvetleri Bizans ordusunu Bafeus Savaşı'nda yenilgiye uğratmış ve bağımsızlığını kazanmıştır). 1300'de fethedilen Yenişehir kalesi, bir yıl sonra Osmanlı Devleti'nin başkenti yapılacaktır.
Osman Gazi, eski Türk geleneklerine bağlı kalarak, elde edilmiş olan yerleri kardeşine, oğluna ve silah arkadaşlarına dirlik olarak bölüştürdü. Kardeşi Gündüz Bey'e Eskişehir'i, oğlu Orhan Gazi'ye Karacahisar'ı, Hasan Alp'e Yarhisar'ı, Turgut Alp'e İnegöl bölgesini verdi. Buralar Osmanlı'nın uç bölgeleriydi. Böylece sınırların genişletilmesi düşünüldü. Osman Gazi'in silah arkadaşlarından Abdurrahman Gazi, Akçakoca, Samsa Çavuş, Konuralp, Aykutalp gibi komutanların yeni yerlerin fethedilmesinde çok büyük hizmetleri oldu.
1302'de Bizans İmparatorluğu Ordusu'na karşı Koyunhisar'da yapılan savaştan Osmanlılar galip çıktı. 1303'de İznik kuşatıldı, Marmaracık kalesi fethedildi. Osmanlıların irili ufaklı fetihleri devam ediyordu. 1306'da yapılan Dinboz Savaşı sonunda Kestel, Kete ve Ulubad kaleleri fethedildi ve Osmanlı Tarihi'nin ilk askeri antlaşması imzalandı. 1308 yılında ise Karahisar fethedilip, bölgenin önemli ticari ve sosyal merkezlerinden olan İznik sıkıştırılmaya başlandı. Osman Gazi'nin siyasi dehasını gösteren önemli bir olay da, Bizans'ın ticari yollarına hakim olarak, Bizans'ı zor durumda bırakmasıydı. Zaman zaman Bizans halkından ve tekfurlarından müslüman olanlar vardı. Harmankaya tekfuru Köse Mihal de bunlardan biriydi. Müslüman olup, kalesiyle Osmanlılara katıldı. Lefke, Mekece ve Akhisar dolayları onun gayretleriyle ele geçirildi. Osman Gazi padişahlığı döneminde Bursa'yı da kuşattı (1315), Karatekin, Ebesuyu, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci kalelerini fethettip, Akçakoca ve Kocaeli diyarını Osmanlı topraklarına kattı (1317).
Osman Gazi yaşlanıp hastalandığı için 1320 yılından sonraki faaliyetlere katılmadı. Yerine vekil olarak bıraktığı oğlu Orhan Gazi; 1321'de Mudanya ve Gemlik, 1323'de Akyazı ve Ayanköy, 1324'de Karamürsel ve Karacabey, 1325'de de Orhaneli'yi Osmanlı topraklarına dahil etti. Osman Gazi babası Ertuğrul Gazi'den 4800 km.kare olarak devraldığı toprakları oğluna 16000 km.kare olarak devretti.
Osman Gazi fetihlerle meşgul olmaya devam ettiği sıralarda, fethedilen yerlerin idareleri ve İslamlaştırılmaları için gerekli teşkilatları da kuruyordu. Osman Gazi ihtiyaçlara göre kanun mahiyetinde birtakım emirler veriyor, bu konuda Selçuklu kanunlarından da yararlanıyordu. İlk vergi Osman Gazi zamanında alındı. Pazara getirilen, toptan kabul edilen "yük" cinsinden mallar "Bac" denilen vergiye tabi tutulmuştu. Köylünün satmaya getirdiği bir iki tavuk, uç beş kilo yağ gibi mallardan Bac alınmazdı. Selçuklular zamanında geçerli olan tımar usulü Osman Gazi zamanından itibaren sürdürüldü. Kendisine Tımar verilen sipahi, bulunduğu köyün vergisini toplar, buna mukabil de savaş zamanı atı, zırhı ve yardımcısı ile birlikte sefere giderdi.
Vasiyeti
OSMAN GAZİ'NİN, OĞLU ORHAN GAZİ'YE NASİHATİ (VASİYETİ)
Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz.
Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer'i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid'atten sakın. Zulme ve bid'ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar. Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür.
Beytü'l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar.
Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!..
Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar.
Askeri erkanı iyi koru!..
Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun.
Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!.. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip haketmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi'yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru.
Allah'ın hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah'ın yardımına güven.
Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!..
Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!..
Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan".
kategori:Osmanlı Padişahları
ja:オスマン1世
Şeyh EdebaliŞeyh Edebali (Üdebâlî) Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam alimi, Osman Gazinin kayınpederi ve hocası, bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti'nin fikir babasıdır. Karamanoğulları topraklarında doğmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1326'da Bilecik’te vefat etmiştir.
Şeyh Edebali'nin ilk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra Şam’a gittiği, fıkıh, tefsir, hadis ve diğer İslami ilimleri tahsil edip, dereceler aldığı bilinmektedir. Manevi olgunluğa girmek için tasavvuf yoluna girmiştir.
Bir rivayete göre Baba İlyas halîfelerinin ileri gelenlerindendi. Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen bir köyde ikamet eder, ilim öğretmekle meşgul olurdu. İslam dünyasında eskiden beri mevcut olan fütüvvet ehli ve Anadolu’da mühim bir yeri olan ahilerle irtibâtı vardı. Anadolu Selçuklu Devleti sultanı tarafından devletin Batı Anadolu sınırlarındaki Söğüt yöresine yerleştirilen Kayı boyu mensuplarının reîsi Ertuğrul Gazi'nin oğlu Osman Gazi, kendisini, ilim ve feyzinden istifade için sık sık ziyaret ederdi.
Şeyh Edebali Bilecik’te bir dergah yaptırmış, Osman Gazi'yi de bir çok defa burada misafir etmiştir.
Rivayete göre, Osman Gazi, bir gece dergahta yatarken rüyasında Şeyh Edebali'nin göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının âlemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan geçtiklerini görmüştü. Sabah olup rüyayı anlatınca, Şeyh Edebâlî rüyayı şöyle tabir etmiştir:
"Sen, Ertuğrul Gazi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın. Kızım Mal Hatun la evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Sizin soyunuzdan nice padişahlar gelecek, ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar, Allah nice insanın İslam'a kavuşmasına senin soyunu vesile edecektir."
Sonra Osman Beyi tebrik ederek kızını ona nikah etmiştir.
1326 senesinde 125 yaşlarında Bilecik’te vefat etmiş, dergâhının yanında gömülmüştür. Eskişehir’de de adına bir türbe yapılmıştır. Vefatından bir ay sonra kızı, dört ay sonra da damadı Osman Gazi vefat etti.
Şeyh Edebali, damadı Osman Gazi nezdindeki, ve dolayısıyla da Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundaki manevî güç sayılabilir. Osman Gazi’nin hürmet ettiği, her konuda danıştığı en yakınlarından biri oldu. Din alimlerine ve evliyalara yakın olma geleneği Osmanlı hanedanında daha sonraları da canlı kaldı.
Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye nasihatleri, 2001 yılında CHP lideri Deniz Baykal'ın bu vasiyetten -tarihi gerçekliği tartışmalı- alıntıları ve Şeyh'in -temsili- bir resmini bürosuna astırması ve konuşmalarında Şeyh Edebali'ye atıflarda bulunması nedeniyle de Türk siyaset gündemini meşgul etmiştir.
Kategori:Osmanlı tarihi
Kategori:Osmanlı Padişahları
Kategori:Osmanlı Devleti
Kategori:Devlet Adamları
ja:Category:オスマン帝国の君主 Stockholm BreitenfeldsgatanBreitenfeldsgatan, Östermalm, Stockholm. Har fått sitt namn efter Breitenfeld en by i Tyskland nära Leipzig där svenska trupper vann två segrar under trettioåriga kriget, den viktigaste 1631 då Gustav II Adolf besegrade Tilly. Själva gatan kom till 1922 efter en då ändrad stadsplan.
Se även
- Banérgatan
- Lützengatan
- Wittstocksgatan
- Johan Banér
Kategori:Östermalm (stadsdelsområde)
drugi ebay prag hotel programy p2p Hotele w Warszawie |
|
|
| :: RELATED NEWS :: |
Won
Won (원) esas la nomo di la pekunio uzesas en la landi di Nord-Korea e Sud-Korea. Quankam la nomi di a pekunio di la landi esas sama, la prizo di singlu esas diferanta. La won es Sud-Korea esas aproxime dekople la pekunio di Japonia ( la yen), tam 100 yen esas aproxime 1000 won.
Category:Korea
Category:Pekunio
| |